
Matt Haig, modern edebiyatın “insan ruhunu okşayan” yazarlarından biri. Gece Yarısı Kütüphanesi, İnsanlar veya Zamanı Durdurmanın Yolları gibi eserlerinde, fantastik öğeleri kullanarak insanın en temel varoluş sancılarını anlatma konusunda ne kadar usta olduğunu kanıtlamış bir isim.
Kendi adıma, Haig külliyatını neredeyse tamamlamış bir okur olarak, sıradaki durağım yazarın daha erken dönem eserlerinden biri olan Radley Ailesi (The Radleys) oldu. Kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey ise tanıdık bir Matt Haig lezzeti, ancak biraz daha “seyreltilmiş” bir tattı.
Sıradan Bir Banliyöde Sıradışı Bir Yaşam
Kitap bizi, İngiliz orta sınıfının göbeğinde yaşayan Radley ailesiyle tanıştırıyor. Peter, Helen ve çocukları… Dışarıdan bakıldığında sıkıcı derecede normal, hatta biraz fazla “düz” bir aile. Ancak kapalı kapılar ardında sakladıkları devasa bir sırları var: Onlar aslında vampir.
Ancak burada Dracula veya Alacakaranlık vari bir vampir hikayesi beklemeyin. Radley’ler, “insan gibi” yaşamaya karar vermiş, kan içmeyi reddeden (bunu bir tür bağımlılık veya alkolizm gibi bastıran) ve bu yüzden de fiziksel ve ruhsal olarak solgunlaşmış vampirler.
Bir Metafor Olarak “Vampirlik”
Matt Haig, bu kitapta vampir mitini korku unsuru olarak değil, çok katmanlı bir toplumsal hiciv aracı olarak kullanıyor. Kitabın merkezindeki asıl mesele şu: Özümüzde olduğumuz şeyden ne kadar kaçabiliriz?
Radley ailesinin kan içmeme çabası; aslında modern insanın toplum tarafından kabul görmek için dürtülerini bastırmasını, “elalem ne der” korkusuyla girdiği kalıpları ve “normal” görünme takıntısını temsil ediyor. Yazar bize şunu fısıldıyor: Doğanı reddettiğin sürece, asla gerçekten mutlu olamazsın. Sadece solgun bir taklit olarak kalırsın.
Yazarın Diğer Eserleriyle Kıyaslama: Beklenti ve Gerçeklik
Eğer Matt Haig ile tanışıklığınız Gece Yarısı Kütüphanesi ile başladıysa, bu kitapta o derin felsefi sorgulamaları ve melankolik bilgeliği biraz eksik bulabilirsiniz.
Benim okuma deneyimimde, kitabın en zayıf karnı tam olarak burasıydı. İnsanlar kitabında “insan olmayı öğrenen bir uzaylı” üzerinden kurduğu o muazzam empati ve derinlik, Radley Ailesinde yerini daha yüzeysel bir kurguya bırakıyor. Evet, mesaj net: “Kendini kabullen.” Ancak bu mesaj, yazarın sonraki yıllarda kaleme aldığı eserlerdeki o edebi olgunlukla değil, daha çok bir gençlik-yetişkin (YA) romanı hafifliğinde işleniyor.
Özetle
Radley Ailesi, elinizden bırakmadan bir çırpıda okuyabileceğiniz, akıcı, yer yer güldüren ve sinematografik bir kitap. Hafta sonu kafanızı boşaltmak, yorucu olmayan bir metinle vakit geçirmek istiyorsanız harika bir “yolculuk kitabı” olabilir.
Ancak ruhunuza dokunacak, üzerine günler boyu düşüneceğiniz o “büyük Matt Haig deneyimini” arıyorsanız, bu kitap muhtemelen sizi tam olarak doyurmayacaktır. Yine de bir yazarın, ustalığa giden yolda attığı ilk adımları ve tematik takıntılarını (kendini bulma, aidiyet) görmek açısından kıymetli bir okuma.
Puanım: 3/5
Kimler Sevebilir: Kara mizah sevenler, banliyö yaşamı eleştirilerinden hoşlananlar ve hafif okuma arayanlar.
Yorum bırakın