İçimiz Yanarken Güvenli Okulları Yeniden Düşünmek II

Okul saldırılarını anlamak, erken işaretleri fark etmek ve çocukları koruyan müdahaleleri konuşmak

İlk yazıda okul saldırılarını tek bir nedene bağlamanın mümkün olmadığını; bu olayların çoğu zaman biriken riskler, sosyal kopuşlar, duyulmayan yardım çağrıları ve zamanında işlemeyen destek sistemleriyle ilişkili olduğunu konuşmuştuk. Bu yazıda ise saldırıdan önce ortaya çıkabilen kritik işaretlere ve bu işaretler fark edildiğinde ne yapılabileceğine bakmak istiyorum.

Araştırmalarda bu işaretleri anlatmak için kullanılan önemli kavramlardan biri sızdırma, yani leakage. Sızdırma, bir öğrencinin yaklaşan bir şiddet eylemine ilişkin duygularını, öfkesini, fantezilerini, niyetini ya da planlarını doğrudan veya dolaylı biçimde başkalarına belli etmesi şeklinde ifade ediliyor1. Bu bazen açık bir tehdit, bazen sosyal medya paylaşımı, bazen bir arkadaşına söylenen kısa bir uyarı, bazen de şiddet, ölüm, intikam ve yok oluş temalı içerikler üretme biçiminde ortaya çıkabiliyormuş.

Beni en çok düşündüren nokta şu: Araştırmalardan anlaşılıyor ki, bazı çocuklar ve gençler saldırıdan önce çevrelerine bir şeyler söylüyor. Bazen sözle, bazen görüntüyle, bazen davranışla, bazen dijital izlerle… Fakat bu işaretler kimi zaman “şakaydı”, “dikkat çekmek istiyor”, “ergen öfkesi”, “zaten hep böyle konuşur” gibi açıklamalarla geçiştirilebiliyor1,2. Oysa özellikle hedef gösteren, tekrar eden, plan içeren ya da şiddet araçlarıyla birleşen ifadelerin mutlaka ciddiye alınması gerektiği söyleniyor.

Sızdırma davranışlarının en çok üç biçimde görünür hâle geldiği belirtiliyor. İlki dijital sızdırmalar. Sosyal medya paylaşımları, mesajlaşma uygulamalarındaki tehditler, ölüm ve intikam temalı ifadeler, belirli kişileri hedef alan imalar, silah ya da şiddet görselleri, geçmiş saldırganlara duyulan yoğun ilgi ve nefret söylemi bu kapsamda ele alınıyor1,3. “Yarın okula gelmeyin”, “yakında herkes görecek”, “artık dayanamayacağım”, “son günüm” gibi ifadelerin özellikle bağlamıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.

İkincisi yüz yüze sızdırmalar. Bir öğrencinin arkadaşlarına “yarın okula gelme” demesi, okulda kötü bir şey olacağını ima etmesi, okula silah ya da mühimmat getirdiğini söylemesi, belirli kişileri hedef göstermesi, saldırı planından söz etmesi ya da geçmiş bir okul saldırısını tekrar etmek istediğini belirtmesinin önemli uyarı işaretleri arasında yer aldığı söyleniyor. Bu tür ifadelerin doğrudan hedef alınan kişiye yönelmesi gerekmediği; arkadaşlara, akranlara ya da çevrimiçi gruplara ulaştırıldığı ifade ediliyor1,2. Bu nedenle akranların fark ettiği işaretler okul güvenliği açısından kritik önem taşımaktadır.

Üçüncüsü ise davranışsal işaretler. Silah, patlayıcı, ölüm, intikam ve toplu saldırı temalarına yoğunlaşmak; hedef listesi hazırlamak; şiddet içerikli çizimler, yazılar, videolar ya da kurgusal metinler üretmek; geçmiş saldırganları kahramanlaştırmak; okul ödevlerinde veya çevrimiçi paylaşımlarda sürekli yıkım, yok etme ve intikam temalarını işlemek risk değerlendirmesi gerektiren işaretler arasında düşünülebilir1,4,5.

Burada hassas dengeyi gözetmeliyiz. Tek bir paylaşım, tek bir çizim ya da tek bir öfkeli söz üzerinden bir çocuğu etiketlemek doğru bir yaklaşım olmaz. Fakat hedef gösteren, tekrarlayan, plan içeren, silah erişimiyle birleşen ya da yoğun öfke ve çaresizlikle birlikte görülen işaretler de “şaka” denilerek geçiştirilemez. Okulların görevi paniğe kapılmak yerine işareti bağlamıyla birlikte değerlendirmek ve koruyucu adımları hızla atmak olmalıdır.

Sızdırma Davranışları Farkedildiğinde Ne Yapılmalı?

İlk adım, tehdidi kayıt altına almak ve gecikmeden okul yönetimi ile rehberlik servisine iletmektir. Dijital bir paylaşım varsa ekran görüntüsü alınmalı; tehdidin ne zaman, nerede, kime yönelik ve hangi ifadelerle ortaya çıktığı netleştirilmelidir. Söylentiyle hareket etmek yerine bilgi toplanmalı, tanıklarla konuşulmalı ve durum çok yönlü biçimde ele alınmalıdır2.

İkinci adım, tehdidin niteliğini değerlendirmektir. Öğrencinin belirli bir hedefi var mı? Bir plan yapmış mı? Silaha ya da zarar verme aracına erişimi bulunuyor mu? Tehdit tekrar ediyor mu? Öğrencide yoğun öfke, çaresizlik, intihar düşüncesi, sosyal izolasyon, zorbalık geçmişi ya da aile içinde kriz işaretleri var mı? Bu sorular tehdidin düzeyini anlamak için kritik önemdedir2.

Üçüncü adım, çok disiplinli bir değerlendirme süreci yürütmektir4,6. Türkiye bağlamında bu süreç okul yönetimi, psikolojik danışman/rehberlik servisi, sınıf rehber öğretmeni, aile ve gerekli durumlarda çocuk koruma, ruh sağlığı ve güvenlik birimleriyle iş birliği içinde yürütülmelidir. Tek kişinin kanaatine dayalı kararlar yerine ekip temelli, yazılı ve izlenebilir bir süreç işletilmelidir2,4.

Dördüncü adım, güvenlik planı oluşturmaktır2,7. Hedef alınan öğrenciler, öğretmenler ya da okul çalışanları varsa korunmalıdır2. Aileler bilgilendirilmeli, öğrencinin okula erişimi, sınıf içindeki konumu, akran ilişkileri, dijital paylaşımları ve riskli araçlara erişimi değerlendirilmelidir2,4. Ciddi tehditlerde ilgili resmî kurumlarla vakit kaybetmeden iş birliği kurulmalıdır2,7.

Beşinci adım, öğrenciyi yalnızca cezalandırma yoluyla sistem dışına itmek yerine destek mekanizmalarını devreye sokmaktır2,8. Rehberlik görüşmeleri, psikolojik danışmanlık, ruh sağlığı uzmanına yönlendirme, aile görüşmeleri, kriz desteği, öfke yönetimi, zorbalıkla mücadele, akran ilişkilerinin onarılması ve güvenli yetişkin ilişkilerinin kurulması sürecin parçası olmalıdır1,2,7,8,9.

Altıncı adım, takip ve izleme sürecidir. Bir tehdit değerlendirildikten sonra dosya kapatılmış sayılmamalıdır. Öğrencinin destek hizmetlerine erişimi, okul içindeki ilişkileri, riskli paylaşımları, ruh hâli, aileyle iletişimi ve güvenlik planına uyum düzenli olarak izlenmelidir2,7,10. Müdahale tek seferlik bir tepki olarak kalırsa risk yeniden görünmez hâle gelebilir.

Bu yaklaşımın temelinde tehdit değerlendirmesi yer alır. Tehdit değerlendirmesi, öğrenciyi bir profile yerleştirmeye çalışmaz. Şu sorulara odaklanır: Gerçek bir risk var mı? Kimler korunmalı? Öğrenci bu noktaya nasıl geldi? Hangi destekler hemen devreye girmeli? Şiddete giden yol nasıl kesilebilir?2,4,6

Bu noktada literatürün önerisi açık: Sızdırma davranışı karşısında en sağlıklı yaklaşım ne paniğe kapılmak ne de görmezden gelmektir. İşaret ciddiye alınmalı, bağlam anlaşılmalı, hedef alınan kişiler korunmalı ve tehditte bulunan öğrenci uygun desteklere ulaştırılmalıdır.

Türkiye’de Tehdit Değerlendirmesinin Uygulanabilirliği Üzerine

Ancak Türkiye’de bu yaklaşımı uygulamak kolay görünmüyor. Çünkü sorun yalnızca “ne yapılmalı?” sorusuyla sınırlı kalmıyor. “Bunu kim yapacak, hangi zamanla, hangi eğitimle, hangi destek sistemiyle ve hangi okul ikliminde yapacak?” soruları da önümüze geliyor.

Türkiye’de ilk güçlük, okullardaki rehberlik ve psikososyal destek kapasitesinin sınırlı olmasıdır. Her okulda yeterli sayıda psikolojik danışman bulunmayabiliyor. Okul psikoloğu, sosyal hizmet uzmanı, kriz müdahale ekibi ya da düzenli ruh sağlığı desteği çoğu okul için erişilebilir durumda olmayabiliyor. Oysa tehdit değerlendirmesi yalnızca disiplin süreciyle yürütülebilecek bir iş değildir; psikolojik, sosyal, ailesel ve güvenlik boyutları birlikte ele alınmalıdır.

İkinci güçlük, tehdit değerlendirmesi kültürünün okullarda yerleşik olmamasıdır. Okullar riskli davranışlarla çoğu zaman olay ortaya çıktıktan sonra ilgileniyor. Oysa sızdırma davranışı, olaydan önce gelen işaretleri fark etmeyi, kayıt altına almayı, ekipçe değerlendirmeyi ve izlemeyi gerektirir. Bu da standart, yazılı, uygulanabilir ve herkes tarafından bilinen bir okul içi mekanizma gerektirir.

Üçüncü güçlük, öğrencilerin bildirim yapma konusundaki çekinceleridir. Sızdırma davranışlarını çoğu zaman önce akranlar fark eder. Fakat öğrenciler “arkadaşımı ele vermiş olurum”, “başım belaya girer”, “beni hedef alırlar” ya da “zaten kimse ciddiye almaz” diye susabilir. Bu yüzden okulda yalnızca “gördüğünüzü bildirin” demek yeterli olmaz. Öğrencilerin güvenle başvurabileceği, misillemeden korunacağı ve gerçekten sonuç doğuran bildirim yolları kurulmalıdır.

Dördüncü güçlük, sıfır tolerans ve hızlı cezalandırma refleksidir. Bir öğrenci tehdit içeren bir söz söylediğinde ya da sosyal medyada riskli bir paylaşım yaptığında ilk tepki çoğu zaman uzaklaştırma, disiplin cezası veya öğrenciyi okulun dışına itme yönünde olabiliyor. Oysa bu yaklaşım bazı durumlarda riski azaltmak yerine okulun görüş alanının dışına taşıyabilir. Öğrenci yalnızlaşabilir, öfkesi artabilir ve destek sistemlerinden kopabilir. Bu yüzden güvenlik önlemleriyle psikososyal destek birlikte düşünülmelidir.

Beşinci güçlük, dijital dünyanın okul ikliminden ayrı düşünülmesidir. Çocukların yaşadığı tehdit, dışlanma, ifşa, alay, nefret söylemi ve sızdırma davranışlarının önemli bir kısmı dijital ortamlarda ortaya çıkıyor. Sosyal medya grupları, mesajlaşma uygulamaları, oyun toplulukları ve çevrimiçi içerikler okul iklimini doğrudan etkiliyor. Buna rağmen birçok okulda dijital riskleri pedagojik, psikolojik ve güvenlik boyutuyla birlikte okuyacak sistematik yaklaşım neredeyse yok.

Altıncı güçlük, kurumlar arası iş birliğinin sahada zor işlemesidir. Tehdit değerlendirmesi okul yönetimi, rehberlik servisi, aile, RAM, çocuk koruma sistemi, ruh sağlığı hizmetleri ve gerekli durumlarda güvenlik birimleri arasında hızlı ve güvenilir iletişim gerektirir. Fakat uygulamada bu iş birliğinin hızı, sürekliliği ve sorumluluk paylaşımı okuldan okula değişebilir. Riskli bir durumda kimin, ne zaman, hangi adımı atacağı önceden belirlenmiş olmalıdır.

Yedinci güçlük, veri ve izleme kültürünün zayıflığıdır. Sızdırma davranışları, ciddi tehditler, zorbalık, okul güvenliği algısı ve psikososyal riskler konusunda düzenli, açık ve karşılaştırılabilir veriye ihtiyaç var. Veri olmadan hangi risklerin nerede yoğunlaştığını, hangi müdahalelerin işe yaradığını ve hangi okullarda desteğe daha çok ihtiyaç olduğunu görmek zorlaşır.

Sekizinci güçlük, öğretmenlerin yalnız bırakılmasıdır. Öğretmenler öğrencilerin davranış değişimlerini, akran ilişkilerini, öfke patlamalarını, içe kapanmalarını ve yardım çağrılarını en erken fark eden kişiler arasında yer alır. Fakat öğretmenden hem akademik yetiştirme, hem sınıf yönetimi, hem veli iletişimi, hem kriz farkındalığı, hem dijital risk okuryazarlığı beklemek; bütün bunları yeterli eğitim, zaman ve uzman desteği olmadan yapmasını istemek sürdürülebilir değildir. Öğretmenlerin bu süreçte açık protokollere, uzman desteğine ve kurumsal güvenceye ihtiyacı vardır.

Dokuzuncu güçlük, ailelerin savunmacı tutumu ve uzmanlara güven sorunudur. Bir tehdit ya da riskli davranış gündeme geldiğinde bazı ebeveynler durumu okul topluluğunun güvenliği açısından değerlendirmek yerine “benim çocuğum suçlanıyor”, “çocuğumun adı çıkar”, “öğretmen çocuğuma taktı”, “rehberlik servisi abartıyor” gibi bir savunma pozisyonuna geçebiliyor. Bu tepki insani olarak anlaşılabilir; hiçbir ebeveyn çocuğunun “tehdit” kelimesiyle yan yana anılmasını istemez. Fakat bu savunmacı tutum, riskin sağlıklı değerlendirilmesini geciktirebilir. Aileyi sürecin dışına itmek yerine, “çocuğunuzun ve diğer çocukların güvenliği için bazı işaretleri birlikte değerlendirmemiz gerekiyor” dili kurulmalıdır.

Onuncu güçlük, toplumsal ve dijital kültürde şiddetin normalleşmesidir. Son yıllarda gündelik dilde, sosyal medyada, haberlerde, dizilerde, oyun topluluklarında ve kamusal tartışmalarda öfkenin çok hızlı biçimde hakaret, tehdit, linç ve yok etme arzusuna dönüştüğünü görüyoruz. Şiddetin güç, intikam, erkeklik, görünürlük ya da “haklı tepki” gibi sunulduğu bir kültürel ortamda çocukların şiddete dair algısı da etkileniyor. Bu, şiddet içerikli her içeriğin doğrudan saldırganlık ürettiği anlamına gelmez; fakat şiddeti sıradanlaştıran bir atmosferin çocukların öfkeyi ifade etme biçimlerini etkilediğini görmek gerekir.

Bu nedenle Türkiye’de güvenli okul meselesini yalnızca kamera, kapı, güvenlik görevlisi ya da disiplin yönetmeliği üzerinden konuşmak yetersiz kalır. Güvenli okul için rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi, güvenli bildirim kanallarının kurulması, öğretmenlerin desteklenmesi, ailelerle güven ilişkisi kurulması, dijital risklerin ciddiye alınması, şiddeti normalleştiren dilin sorgulanması ve kurumlar arası iş birliğinin işler hâle getirilmesi gerekir.

Hiçbir tehdit “şaka” diye geçiştirilmemeli; hiçbir çocuk da tek bir söz ya da davranışla damgalanmamalıdır.

Güvenli okul, çocukların kaygılarını korkmadan paylaşabildiği, hiçbir öğrencinin ispiyonculuk kaygısı yaşamadan yardım isteyebildiği, öğretmenlerin nasıl hareket edeceğini bildiği ve yalnız bırakılmadığı, ailelerin suçlanmadan sürece dahil edildiği ve riskli işaretlerin hem ciddiyetle hem de şefkatle ele alındığı okuldur.

Kaynaklar

  1. Abel, M. N., Chermak, S., & Freilich, J. D. (2022). Pre-attack warning behaviors of 20 adolescent school shooters: A case study analysis. Crime & Delinquency68(5), 786-813. https://doi.org/10.1177/0011128721999338 ↩︎
  2. Borum, R., Cornell, D. G., Modzeleski, W., & Jimerson, S. R. (2010). What can be done about school shootings? A review of the evidence. Educational Researcher39(1), 27-37. https://doi.org/10.3102/0013189X09357620  ↩︎
  3. Dowdell, E. B., Freitas, E., Owens, A., & Greenle, M. M. (2022). School shooters: patterns of adverse childhood experiences, bullying, and social media. Journal of Pediatric Health Care36(4), 339-346. https://doi.org/10.1016/j.pedhc.2021.12.004↩︎ ↩︎
  4. Bonanno, C. M., & Levenson Jr, R. L. (2014). School shooters: History, current theoretical and empirical findings, and strategies for prevention. Sage Open4(1), https://doi.org/10.1177/2158244014525425  ↩︎
  5. Freilich, J. D., Chermak, S. M., Connell, N. M., Klein, B. R., & Greene-Colozzi, E. A. (2022). Using open-source data to better understand and respond to American school shootings: Introducing and exploring the American School Shooting Study (TASSS). Journal of school violence21(2), 93-118. https://doi.org/10.1080/15388220.2021.1991804  ↩︎
  6. Flannery, D. J., Fox, J. A., Wallace, L., Mulvey, E., & Modzeleski, W. (2021). Guns, school shooters, and school safety: What we know and directions for change. School psychology review50(2-3), 237-253. https://doi.org/10.1080/2372966X.2020.1846458  ↩︎
  7. Gregory, S. D., & Park, J. S. (2022). Mass school shootings: Review of mental health recommendations. School mental health14(3), 640-654. https://doi.org/10.1007/s12310-021-09489-9 ↩︎
  8. DePaoli, J., & McCombs, J. (2023). Safe schools, thriving students: Evidence-based strategies for creating safe and supportive schools. Learning Policy Institute. https://doi.org/10.54300/701.445 ↩︎
  9. Jonson, C. L. (2017). Preventing school shootings: The effectiveness of safety measures. Victims & Offenders12(6), 956-973. https://doi.org/10.1080/15564886.2017.1307293 ↩︎
  10. Verlinden, S., Hersen, M., & Thomas, J. (2000). Risk factors in school shootings. Clinical psychology review20(1), 3-56. https://doi.org/10.1016/S0272-7358(99)00055-0 ↩︎

Etiketler

Yorum bırakın

Eğitim araştırmacısı bir anne ve kızının ortak keşif güncesi. Sezeniko, kişisel ve mesleki gelişime duyduğu tutkuyla; bilimi, sanatı ve edebiyatı her yaştan okur için anlaşılır ve keyifli bir deneyime dönüştürüyor.